Sesli – Görüntülü Duruşma Dönemi

Sesli – Görüntülü Duruşma Dönemi

Av. Mustafa Tırtır

GİRİŞ

Küresel bir sağlık krizi olan Covid-19 virüsü sebebiyle insanların bir araya gelebilecekleri ortamları minimize etmeye gayret gösterilmektedir. Buna bağlı olarak birçok ülke, yargıda virüsün bulaş riskini azaltabilmek adına tarafların bizzat hazır bulunduğu yargılamalar yerine teknolojik imkânlardan faydalanmak suretiyle ses ve görüntü aktarımının yapıldığı duruşma sistemlerini kullanmayı tercih etmektedir.

Uzmanlar tarafından ifade edildiği üzere Covid-19, her bünyede farklı etki meydana getirmektedir. Yapılan açıklamalara göre, söz konusu virüs her yaştan insana bulaşmış, ülkemizde farklı yaş gruplarında yer alan 3000’den fazla kişinin de ölümüne sebebiyet vermiştir. Dolayısıyla ülkemizde de Covid-19 sebebiyle birtakım tedbirler alma yoluna gidilmiştir. Nitekim sosyal yaşamda insanlar arasındaki sosyal mesafe kuralına dikkat edilmesi, aynı ortamda 15 dakikadan fazla kalınmaması, 65 yaş üstü ve 20 yaşın altında yer alan vatandaşların evden çıkmalarının yasaklanmış olması bu tedbirlere verilecek örneklerden bazılarıdır.

14 Nisan 2020 tarihinde ise, uzun süredir gündemde olan 7242 sayılı kanun ile İnfaz Kanunu’nda da değişiklik yapılmış, cezaevindeki doluluk oranı azaltılmış, yaklaşık 90.000 kişi tahliye edilmiştir.

Alınan tedbirlerin bazıları da devletin yargılama gücüne yöneliktir. Bilindiği üzere 13 Mart 2020 tarihi itibariyle duruşmalar, dava açma, icra takibi, şikâyet veya itiraz gibi hususlar önce 30.04.2020 tarihine kadar, daha sonra ise 15.06.2020 tarihine kadar ertelenmiştir. Belirtmek gerekir ki planlananın tam tersi bir durumun vuku bulması halinde, yani virüsün yayılımının devam etmesi durumunda duruşmaların ne zaman başlayacağının bilinmediği bir belirsizlik hali söz konusudur. Duruşmalar ertelenip ötelendikçe hem yargının tüm süjeleri açısından iş yükü oldukça artacak hem de vatandaşlar için telafisi çok zor veya imkansız zararlar doğacaktır. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz şartlar, bir an önce sesli – görüntülü duruşma sistemine geçilmesini zorunlu kılmıştır. Aksi uygulama, yargılamaların daha çok uzamasına sebebiyet verecektir. Ülkemizde birçok sebeple davaların uzun sürdüğü, bu minvalde AİHS’e aykırılık sebebiyle ülkemizin tazminata mahkûm edildiği de bir gerçektir. Böyle bir ortamda tedbirlere riayet edilmek suretiyle yargılama yapılabilmesinin tek yolu duruşmaların sesli – görüntülü olarak yapılmasıdır. Bu sebeple, sesli-görüntülü bilişim sistemi aktif hale getirilerek yargılamalara devam edilmelidir.

Bu hususta karşılaştırmalı hukukta İngiltere örneğini ele aldığımızda İngiltere’de 1999 tarihli Adalete Erişim Kanunu ile medenî yargılama davalarında duruşmaların video konferans yöntemiyle icra edilebilmesine izin verildiği dikkatimizi çekmektedir. İngiltere’de mahkeme salonları ile polis istasyonları arasında video bağlantısı kurulmuş ve bu sayede basit davaların ilk duruşmalarının aynı gün ve hatta birkaç saat içinde yapılabilmesi sağlanmıştır. Alman hukuku bakımından da benzer durum söz konusudur. Nitekim Alman hukukundaki ağırlıklı görüş; ses ve görüntü nakledilen yerin mahkeme salonları dışında hukuk bürosu gibi kamusal ya da özel alanlar da olabileceği yönündedir.

Özellikle Pandemi sürecinde birtakım ülkelerin bazı pratik uygulamaları hayata geçirdikleri gözlenmektedir. Örneğin; İngiltere ve Galler’de Pandemi sürecinde mahkemeye uzaktan erişimin bir zorunluluk haline geldiği, taraflarca birlikte kararlaştırılacak Skype ya da alternatif video bağlantılarıyla (MeetMe, Zoom, FaceTime, Microsoft Team gibi) duruşma yapılabileceği, ikinci bir talimata kadar duruşmaların bu şekilde gerçekleştirilmesinin esas olduğuna dair kararlar alınmış ve bu yolla duruşmaların nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin ayrıntılı bir kılavuz yayınlanmıştır. Yine Amerika’nın New York eyaletinde 7 Nisan-13 Nisan 2020 tarihleri arasında özellik arz eden davalar için sanal mahkeme üzerinden yargılama yapılmasına karar verilmiş sonrasında da belirsiz bir süreliğine genişletilmiş ve bu yolla görülecek dava çeşitliliği de artırılmıştır.

Yazımız tarihi itibarıyla ülkemizde Pandemi sürecine özel böyle bir uygulama henüz gerçekleştirilmemiştir. Ancak HSK’nın 30.04.2020 tarih, 76-2020 sayılı “COVİD-19 Kapsamında Alınan Tedbirlerin Uzatılması” konulu kararında yer alan birtakım ifadeler, bu tarz özel uygulamaların hayata geçirilebileceğini işaret etmektedir. Kararda; “Tutuklu dosyalara ilişkin soruşturma ve kovuşturma işlemleri esnasında CMK’da öngörülen zorunlu haller ve işin niteliği gereği tarafların hazır edilmesi gerekmekte ise, Bilim Kurulu’nun önerileri doğrultusunda gerekli tedbirler alındıktan sonra, tarafların mümkün olduğunca bilişim imkanlarından istifade edilerek hazır edilmelerine” denilmiştir. Halihazırda şüpheli ve tutuklular SEGBİS marifetiyle duruşma salonunda zaten hazır edilebilmektedir. Buna karşın HSK’nın yukarıda anılan kararda “sanık ya da müdafilerin” yerine Avukatları da kapsayacak şekilde “tarafların” ibaresini kullanması, “SEGBİS” yerine video iletişim vasıtalarını kapsayacak şekilde “bilişim imkanları” ibaresini kullanması dikkat çekicidir.

İç hukukumuz bakımından mevzuatımızda yer alan düzenlemeler incelendiğinde sesli ve görüntülü duruşma yapılabilmesine engel hiçbir hüküm bulunmadığı görülmektedir. Ancak mevcut durum itibariyle bu konuda herhangi bir uygulamanın yapılmadığı da bir gerçektir. Öncelikle mevzuatımızda yer alan maddelere kısaca temas etmekte yarar bulunmaktadır.

MEVZUATIMIZDA SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ DURUŞMA İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

5271 SAYILI CEZA MUHAKEMESİ KANUNU’NDA YER ALAN HÜKÜMLER

Sesli ve görüntülü duruşma sistemi, ilk olarak 1 Haziran 2005 tarihinde kabul edilen 5271 sayılı CMK’da yer almıştır. Hatta o günlerde yani 2006 yılında yurtdışında olan bir sanığın ifadesi Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) olmamasına rağmen ABD’den alınmıştır.

5271 sayılı CMK’da yer alan hükümlere kısaca temas etmekte yarar bulunmaktadır.
Madde 94/2
“Yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde yakalandığı yer adliyesinde, mevcut değil ise en yakın adliyede kurulu sesli ve görüntülü iletişim sisteminin kullanılması suretiyle yetkili hâkim veya mahkeme tarafından bu kişinin sorgusu yapılır veya ifadesi alınır.”

Madde 180/5
“Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır.”

Madde 196
“Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir.”

196. maddede yer alan “yurt içinde bulunan sanık” vurgusunun Pandemi sürecinden bağımsız olarak günümüz şartlarında uygun olmadığını ifade etmek gerekir. Belirli suçlar bakımından yurtdışında bulunan şüphelinin veya sanığın savunmasının da bu yolla alınabilmesi mümkün hale getirilmelidir. Örneğin üst sınırı 2 yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından uygulanabilecek bu yöntemle hem yargılamalar makul sürede sonuçlandırılacak hem de usul ekonomisi gözetilmiş olacaktır. Gerçekten de uygulamada, yurtdışında bulunan şüpheli veya sanığın ifadelerinin alınması için ya istinabe yoluna başvurulmakta ya da şartları oluşması halinde yakalama kararı çıkarılmaktadır. İstinabe süreçleri hem çok uzun sürmekte hem de tercüme masrafları gibi birçok harcamaya sebebiyet vermektedir. Yakalama kararı çıkarıldığında ise, şüpheli veya sanık yurda geldiğinde havaalanında başlayıp adliyede sona eren uzun ve belirsiz bir süreç yaşamaktan çekinmektedir. Tüm bu sorunlar şüpheli veya sanığın ilgili ülkede bulunan Türk konsolosluklarında yapılacak kimlik tespitiyle birlikte iştirak edebilecekleri sesli – görüntülü duruşma yöntemiyle veya öngörülecek başka benzer yöntemlerle çözülebilecektir. Adil yargılanma hakkının temini için bu şekilde ifade alınması, kişinin müdafisinin Türkiye’deki ilgili mahkemeye katılım sağlaması şartına tabi tutulabilecektir.

Yukarıda yer verilen mevcut yasal düzenlemelere göre, sanık, tanık, bilirkişi, SEGBİS üzerinden dinlenebilecektir. Ancak buradaki sorun; sanık ya da müşteki vekilinin, pandemi dolayısıyla, evinden veya işyerinden duruşmaya katılamayacak olması, sadece SEGBİS sisteminin bulunduğu adliyelerden duruşmaya iştirak edebilecek olmasıdır.

Ancak; -Pandemi sürecinden de bağımsız olarak- artan nüfus ve teknolojik gelişmeler sesli görüntülü duruşmanın uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bilhassa İstanbul gibi şehirlerde bir adliyeden diğer adliyeye ulaşmak dahi çok zordur. Bu sorunun çözümü Yönetmelik’te yapılacak değişiklikle sağlanabilir.

6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NDA YER ALAN HÜKÜMLER

6100 sayılı HMK’nın 149. Maddesine bakıldığında, taraf vekillerinin “bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına” izin verildiği görülmektedir. Ancak “tarafların rızasının” aranması sebebiyle, taraflardan birinin rızası olmadığı hallerde duruşma yapılamayacaktır. Söz konusu madde aynen;

“Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrası
MADDE 149- (1) Mahkeme, tarafların rızası olmak şartıyla, kendilerinin veya vekillerinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine izin verebilir.

(2) Tarafların rızası olmak kaydıyla, mahkeme; tanığın, bilirkişinin, uzmanın veya bir tarafın dinlenilmesi esnasında başka bir yerde bulunmalarına izin verebilir. Dinleme, ses ve görüntü olarak aynı anda duruşma salonuna nakledilir.” şeklindedir.

6100 sayılı HMK’ya göre; hali hazırda her avukat bulunduğu yerden, ofisinden, hatta evinden duruşmaya iştirak edebilecektir. Buradaki sorun ise, sesli ve görüntülü duruşmanın her iki tarafın ortak iradesine bırakılmış olmasıdır. Taraflardan birinin onayının olmaması halinde diğer taraf duruşmaya iştirak edemeyecektir. Bu ibarenin kaldırılması gerekmektedir.

Buna karşın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, “bulundukları yerden” ibaresi gibi açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu sebeple sanık müdafii ya da müşteki vekili hiçbir şekilde duruşmaya sesli-görüntülü olarak iştirak edememektedir. Pandemi sürecinde dahi mahkemelere iletilen bu tarz talepler “CMK’da böyle bir usul olmadığı” gerekçesiyle reddedilmektedir. Önlemlerin en üst düzeyde alınmaya devam edildiği 23.03.2020 tarihinde tutuklu bir dosyanın duruşmasına Skype, Whatsapp, Facetime aracılığıyla katılma talebi İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemeleri’nden birisi tarafından “teknik imkanlar müsaade etmediğinden ve usulde böyle bir husus bulunmadığından” şeklindeki gerekçeyle reddedilmiştir. Yukarıda anılan HSK kararı doğrultusunda mahkemelerin en azından Pandemi sürecindeki bu tarz talepleri bundan sonra nasıl karşılayacakları ise zamanla görülecektir. Nitekim HSK, CMK ve HMK’da açıkça düzenlenmeyen bir yöntemin uygulanmasının önünü açmış durumdadır.

CEZA MUHAKEMESİNDE SES VE GÖRÜNTÜ BİLİŞİM SİSTEMİNİN KULLANILMASI HAKKINDAKİ YÖNETMELİK

Kısa adı SEGBİS olan “Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin” uygulanmasına 20 Eylül 2011’de Resmi Gazetede yayınlanan yönetmelikle başlanmıştır.

SEGBİS, Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmeliğin 3/c maddesinde “UYAP Bilişim Sisteminde ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi” şeklinde tanımlanmıştır.

Yönetmeliğin 11. Maddesinde “uluslararası karşılıklı adli yardımlaşma çerçevesinde SEGBİS kullanılabileceği” düzenlenmiştir.

Yönetmeliğin 13. Maddesinde “Soruşturma ve kovuşturma aşamasında talep eden makam tarafından kabul edilen mazeretleri nedeniyle hazır bulunamayan kişi, SEGBİS ile dinlenebileceği gibi SEGBİS üzerinden duruşmalara da katılabilir” hükmü yer almaktadır.

Bu maddede, 6100 sayılı HMK’da olduğu gibi, “bulundukları yerden” ibaresi yer almamaktadır. Bu nedenle “SEGBİS üzerinden” ibaresine istinaden ancak SEGBİS sisteminin kurulduğu yerden duruşmalara iştirak edilebilecektir.

Maddenin 2. fıkrasında ise, SEGBİS üzerinden dinlenecek kişiyi kolluğun hazır edeceği, dinlenecek kişinin kolluk tarafından denetleneceğine dair düzenlemeler yer almıştır.

Yönetmeliğin 14. Maddesinde, teknik altyapı bulunması halinde, ceza infaz kurumunda bulunanların SEGBİS üzerinden dinlenebileceği ve bu yolla duruşmalara katılabileceği belirtilmiştir. Sanık ya da şüpheli isterse SEGBİS üzerinden değil, duruşmalara doğrudan da katılabilecektir.

Yönetmeliğin 15. Maddesinde; teknik altyapı bulunması halinde, tedavi kurumlarında bulunanların SEGBİS üzerinden dinlenebileceği ve bu yolla duruşmalara katılabileceği belirtilmiştir. Sanık ya da şüpheli isterse SEGBİS üzerinden değil, duruşmalara doğrudan katılabilecektir.

Yönetmeliğin 20. Maddesinde ise duruşmaya katılan kişinin kimliği taranıp aslı ile aynı olduğuna dair ibare eklenerek elektronik imza ile imzalanmak suretiyle UYAP üzerinden gönderileceği belirtilmiştir.
Mevcut hükümler birlikte değerlendirildiğinde, yargılamanın en kısa sürede sonuçlanması bakımından sesli – görüntülü duruşma sistemi kullanılarak, avukatların bulundukları yerden duruşmaya katılmasına imkân verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

SEGBİS KULLANIMINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
Birçok ülkenin, Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edildiği günlerde, sesli görüntülü duruşma sistemine geçtiği görülmektedir. Pandeminin ise ne zaman son bulacağı bilinmemekle birlikte uzmanlar bu virüsün birkaç yıl devam edeceğini belirtmektedir. Bu sebeple zaman ve masraf kaybını önlemek için sesli – görüntülü duruşma sistemine bir an önce geçilmesi isabetli bir uygulama olacaktır. Ancak bu minvalde dikkat edilmesi gereken husus SEGBİS uygulaması ile şüpheli veya sanığın savunma hakkının ihlal edilmemesi meselesidir.

CMK’nın 196/4’üncü maddesi uyarınca sesli ve görüntülü iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sanığın SEGBİS marifetiyle sorgusunun yapılabileceği ve duruşmalara katılabileceği hüküm altına alınmıştır. Ancak SEGBİS’in uygulanabilmesi için öncelikli bu yola başvurmanın zorunlu olması, sanığın duruşmaya katılmasında zorunluluğun bulunmaması ve sanığın duruşmaya katılmıyor olmasının onun duruşmaya erişim imkânını engeller mahiyette olmaması icap etmektedir. Ülkemizin mevcut pandemi süreci dikkate alındığı takdirde SEGBİS için aranan zorunluluk koşulunun gerçekleştiğini söylememiz mümkündür.

Yargıtay uygulaması ile de SEGBİS marifetiyle ifade alınması, sorgu yapılması veya sanığın duruşma salonuna getirtilmeden bulunduğu ceza veya tutukevinden duruşmaya katılmasının sağlanabilmesi kabul edilmektedir. Ancak tüm bu işlemler sırasında adil yargılanma hakkı ihlal edilmemelidir.

Nitekim böylece ilgililerin bulundukları yerden duruşmaya katılımları sağlanarak yargılamada vakit kaybı yaşanmayacak ve mahkeme koridorlarındaki yoğunluğun önüne geçilerek birbirine husumet besleyen taraflar arasında tatsız olayların yaşanması da engellenmiş olacaktır. Ancak tüm bu işlemlerin hukuka uygunluğundan bahsedebilmemiz için ayrıca adil yargılanma hakkının ihlaline de yol açmayacak şekilde icra edilmesi icap etmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), belirlemiş olduğu kriterlere riayet edilmesi halinde SEGBİS uygulamasının adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceğini içtihat haline getirmiştir. Bu kriterler aşağıdaki gibidir:

Sanık, duruşma salonunu görebilmeli ve söylenenleri duyabilmelidir.

Sanık müdafii ile sanık aynı yerde hazır olmalıdır. Aynı yerde hazır değiller ise yine SEGBİS sistemi kullanılarak sanığın müdafisi ile mahrem bir yerde görüşme imkanına sahip olması gerekmektedir.

Bağlantının kesintisiz olması iktiza etmektedir.

AİHM, tüm bu şartların varlığı halinde icra edilen SEGBİS ile sanığın ifadesinin alınmış olması durumunda sanığın duruşmada hazır bulunması koşulunun sağlanmış olacağını ifade etmektedir. Aksi halde SEGBİS üzerinden yapılan duruşmalar neticesinde verilen kararlar ciddi şekilde adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracaktır. Bunun sebebini ise birkaç madde ile sıralayabilmemiz mümkündür:

SEGBİS ile sanık yüz yüze olmadığı bir hâkim tarafından sorgulanır. Dolayısıyla çeşitli teknik problemler ortaya çıkabilir.

SEGBİS’e başvurulması şüpheli veya sanığın kusurlu hareketinden kaynaklanmamaktadır. Eğer bu durum şüpheli veya sanığın kusurlu hareketinden kaynaklansaydı sonuçlarını da kendisine yüklememiz mümkün olabilirdi.

SEGBİS’e başvurulduğu durumlarda şüpheli veya sanığın dosya içeriğine ulaşabilme imkânı oldukça sınırlıdır. Dolayısıyla şüpheli veya sanık haklarına riayet edilmediği takdirde adeta kişinin yokluğunda işlem yapılması gibi bir sonucun ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir.

Ezcümle, SEGBİS uygulamasının usulünce icra edilmemiş olması halinde sanığın duruşmaya erişim hakkı ve dolayısıyla savunma hakkının kısmen veya tamamen kısıtlanması söz konusu olacaktır. İlk derece mahkemesi tarafından hüküm için önemli olan hususlarda sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yol açılması halinde CMK’nın 289/1-h bendinde öngörülen hukuka kesin aykırılık hali ve mutlak bozma sebebi somut olay bakımından gerçekleşmiş olacaktır.

Üzerinde durulması gereken bir diğer mesele de başka suçtan tutuklu bir sanığın hüküm celsesindeki beyanlarının SEGBİS yolu ile alınması hususudur. Bu bağlamda ikili bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Sanık duruşmalardan vareste tutulmuş ve hüküm celsesine katılma talebinde bulunmamış ise, SEGBİS marifetiyle sanığın son beyanı alınarak hüküm kurulabilmesi mümkündür.

Buna karşılık sanık duruşmalardan vareste tutulmasına rağmen hüküm celsesine katılmak istemişse sanığın bizzat duruşmada hazır edilmesi icap etmektedir. Aksi halde yine sanığın savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olacaktır. Yargıtay’ın müstekar içtihatlarında da bu husus bozma nedeni olarak kabul edilmektedir. Benzer şekilde duruşmadan vareste tutulma talebi bulunmayan sanık hakkında bu hususta herhangi bir karar alınmadan sanığın hüküm celsesinde hazır edilmemiş olması yine savunma hakkının kısıtlanması olarak kabul edilmektedir. Ayrıca bu durum ceza muhakemesinin en temel prensiplerinden olan “doğrudan doğruyalık, yüzyüzelik, vasıtasızlık” prensibiyle de yakından ilişkilidir. Nitekim; sanığın hakkında hüküm kuracak mahkeme önündeki işlemelerde doğrudan hazır bulunması ve delillerin tartışılmasına etkin olarak katılması adil yargılanma hakkının gereğidir. Yargıtay da, sanığın itirazına rağmen savunmanın SEGBİS ile alınmasını doğrudan doğruyalık prensibine aykırı bulmaktadır.

Yapılan yargılamada sanık her ne kadar duruşmaya bizzat katılma talebinde bulunmuş olsa da mahkeme, CMK’nın 196/5’nci maddesine göre hastalık, disiplin önlemi veya zorunlu diğer nedenlerin varlığı halinde yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilen sanığın hazır bulunmasına gerek görülmeyen haller için sanığın duruşmaya getirilmemesine karar verebilir. Ancak hakime her ne kadar bu hususta takdir yetkisi verilmiş olsa dahi hakim bu husustaki zorunlu nedenleri gerekçeli olarak kararına derc etmek mecburiyetindedir. Nitekim Yargıtay içtihatlarında sanığın duruşmada hazır edilmemiş olmasının temelini oluşturan zorunlu nedenlerin kararda gösterilmemiş olması savunma hakkının kısıtlanması olarak kabul edilmektedir.

Pandemi sürecinde SEGBİS sistemi ile icra edilecek duruşmalarda ortaya çıkacak olası sorunlardan biri de duruşmaya iştirak edecek avukatın kimliğinin nasıl ispat edileceği meselesidir. Her ne kadar duruşma salonunda yapılan duruşmalarda Avukatlara kimlik sorulması gibi bir uygulama söz konusu değilse de, SEGBİS yoluyla yapılacak duruşmalarda kimlik tespiti yapılmak istenmesi halinde teknik olarak buna engel hiçbir durum yoktur. Yönetmeliğinin 20’nci maddesinde de bu husus düzenlenmiştir. Buna göre duruşmaya katılacak avukatın, kimliğini tarayarak aslı ile aynı olduğuna dair beyanını elektronik imza ile imzalamak suretiyle UYAP üzerinden ilgili mahkemeye göndermesi icap etmektedir. Duruşmaya katılacağını beyan eden Avukatın UYAP kaydının yapılması yeterli olacaktır. İlgili Avukat elektronik imzasını kullanarak kimliğini ispatlayacağından esasen bu yöntemle Avukat olmayanların vekil olarak duruşmaya katılmalarının da kesin bir şekilde önüne geçilecektir. Yönetmelikte aranan bu şartların yerine getirilmesi halinde avukat olduğunu iddia eden kişinin vekil olarak duruşmada yerini alması mümkündür.

Nihai olarak özellikle SEGBİS marifeti ile yapılacak duruşmada usulen dikkat edilmesi gereken son husus ifadesi alınan ilgilinin bulunduğu yerin denetlenebilir olması meselesidir. Bu halde SEGBİS’in, ifadesi alınan kişinin arkasının da görülebildiği, her türlü yönlendirmeden uzak bir mekânda icra edilmesi gerektiği kanaatinde olduğumuzu belirtmek isteriz.

BİR SAVUNMA HAKKI OLARAK CEZAEVİNDEKİ TUTUKLU İLE AVUKATIN SEGBİS MARİFETİYLE GÖRÜŞEBİLME İMKANI

Yukarıda açıklanan hususların yanı sıra avukatların cezaevindeki müvekkilleri ile yine SEGBİS sistemi ile görüşmelerine imkan veren yasal düzenlemenin de yapılması gerekmektedir. Gerçekten İstanbul’da avukatlık yapan bir avukatın, Gaziantep’teki cezaevinde bulunan müvekkili ile İstanbul Adliyesi’nden SEGBİS sistemi marifetiyle görüşme yapabilmesi halinde, cezaevlerine giriş çıkış da en aza indirilecektir. Netice olarak cezaevlerinde de belirli bir trafik olacağı için bu yönde yapılacak bir düzenleme de bilhassa uzun süreceği açık olan pandemi döneminde faydalı olacaktır.

Hali hazırda ceza infaz kurumlarındaki hükümlü ve tutukluların yakınlarıyla görüntülü görüşme yapabilmelerini düzenleyen yasal mevzuat yürürlüktedir. 29.03.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin 74. maddesinde hükümlülerin telefonla görüşme hakkı düzenlenmiştir. Maddenin 2. fıkrasının “g” bendinde; görüntülü telefon görüşmesi yapılmasına imkan sağlayan teknik alt yapının kurulu bulunduğu Bakanlıkça belirlenen kurumlarda görüntülü görüşme yapılabileceği, bu sistemin oda veya koğuş içine ya da idarece uygun görülen diğer yerlere kurulabileceği düzenlenmiştir.

Aynı maddenin 4. fıkrasında da açık kurumlar ile çocuk eğitim evlerinde bulunan hükümlülerin ücretli telefonlarla sesli veya görüntülü olarak serbestçe görüşme yapabilecekleri düzenlenmiştir. Yine yönetmeliğin 141. Maddesinin göndermesi ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 116. maddesi referansıyla, Yönetmeliğin 74. Maddesinde “telefonla görüşme hakkı” başlığı altında düzenlenen görüntülü görüşme hakkının tutuklular için de geçerli olduğu anlaşılmaktadır.

Bu yasal düzenleme, ceza infaz kurumlarında görüntülü görüşme için gerekli olan teknik altyapıların kurulabilmesine hiçbir engel bulunmadığını açık bir şekilde göstermesi açısından önemlidir. Ancak henüz bu uygulama hayata geçmemiştir.

Tüm bu düzenlemeler karşısında savunma hakkının en etkin bir şekilde kullanılabilmesi için tutukluların Avukatlarıyla görüntülü görüşebilmelerine izin verilmesinde hiçbir sakınca bulunmadığını düşünmekteyiz. Tutukluların sadece müdafileri ile yapacakları görüntülü SEGBİS görüşmesinin ücrete tabi tutulması da düşünülebilir. Bunun ücreti görüşme talep eden tutuklu veya müdafiinden alınabilir.

Henüz daha pandemi mevcut değilken, avukatın cezaevindeki müvekkili ile SEGBİS üzerinden görüşmesine yönelik yasal düzenleme yapılması yönündeki teklife Adalet Bakanlığı tarafından talebin değerlendirileceği şeklinde cevap verilmiştir. Cezaevinde bulunan tutuklularla ilgili olarak SEGBİS uygulaması nasıl ki hakim ve savcılar tarafından kullanılıyor ise, yargılamanın 3 bacağından biri olan avukatlar da cezaevinde tutuklu bulunan müvekkilleriyle SEGBİS yoluyla görüşebilmelidir.
SONUÇ:

– Tüm dünyada yaşanmakta olan COVID-19 gibi pandemi süreçlerinin gerçekleştiği zamanlarda teknolojik imkânların kullanılması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. SEGBİS sisteminin kullanımının duruşma salonları veya yönetmelikte öngörüldüğü üzere ceza ve infaz kurumları yahut tedavi kurumları ile sınırlı kalmayacak şekilde, Türkiye genelinde avukatların büroları da dahil olmak üzere belirlenecek noktalarda kullanımının yaygınlaştırılması için gerekli mevzuat düzenlemesi ile alt yapı düzenlemelerinin bir an evvel hayata geçirilmesi gerekmektedir. Nitekim SEGBİS’i sadece duruşma salonlarıyla sınırlı tutmak mahkemelerdeki iş yükünü artıracak sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle içinde bulunduğumuz pandemi süreci, yargıdaki iş yükünün artmasına en vahim örneği teşkil etmektedir. Artan iş yükünün yargının yavaşlamasına sebebiyet vereceği ve uzun yargılama süreçleri ile mağduriyetleri de beraberinde getireceği unutulmaması gereken bir meseledir.

– SEGBİS gibi elimizde var olan bu denli önemli bir teknolojik imkânı, hak kaybına sebebiyet vermeden, altyapısını daha da geliştirmek suretiyle ve yukarıda bahsetmiş olduğumuz evrensel hukuk kurallarına riayet ederek kullanmamız halinde, pandemi sürecini verimli bir şekilde değerlendirerek yargıdaki iş yükünün artmasına mahal vermeden bu süreci atlatmamız mümkündür. En azından belli suçlar belirlenerek, sesli görüntülü duruşma dönemi kalıcı hale getirilmelidir. Bu bağlamda ayrı SEGBİS salonları kurulması fikrinin zaman kaybetmeden hukuki alt yapısıyla birlikte kümülatif olarak hayata geçirilmesi önem arz etmektedir.

– Aynı zamanda, avukatların cezaevlerindeki müvekkilleri ile SEGBİS sisteminin kurulduğu adliyelerden görüşmeleri için de gerekli yasal düzenlemenin yapılması, hukuki açıdan, gelişen teknolojik çağda önemli bir ilerleme olacaktır.

– Yurtdışında bulunan sanığın, üst sınırı 2 yılı geçmeyen suçlardan açılan davalarda, vekilinin duruşmada hazır bulunması, konsolosluklarda kimlik tespiti yapılarak ifadesinin alınması sağlanabilir.

– Tüm bunlar yapılırken, savunma hakkı kısıtlanmamalı, adil yargılanma hakkı olmak üzere ceza mahkemesi ilkeleri dikkate alınarak yargılamalar tamamlanmalıdır. Yargıdaki mevcut iş yükünün 3 kat artacağı dikkate alındığında, adliyelerdeki trafiğin artması kaçınılmaz olacaktır. Görüntülü duruşma sistemi getirilerek bütün bu yoğunluk ortadan kaldırılacaktır.

About editör

    You May Also Like

    WhatsApp'tan ulaşın!
    Yardıma mı ihtiyacınız var?
    Merhaba,
    Nasıl yardımcı olabiliriz?