Yargıtay Kararları Işığında Kolluğun Silah Kullanma Yetkisinin Yasal Dayanakları ve Sınırları

YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA KOLLUĞUN SİLAH KULLANMA YETKİSİNİN YASAL DAYANAKLARI VE SINIRLARI

Bilindiği üzere 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı köyünde yaşayan ve kaçakçılık amacı ile hareket eden bir gurup sivil vatandaşımız, PKK’lı terörist gurup zannedilerek TSK’ya bağlı savaş uçakları tarafından ateş açılmış, açılan bu ateş sonucu 34 sivil hayatını kaybetmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu üzücü olayla ilgili 29.12.2011 tarihinde bir açıklama yapmıştır. Yapılan açıklamada, olayın meydana geldiği yerin, bölücü örgütün ana kamplarının olduğu, sivil yerleşim bulunmayan, Irak’ın kuzeyindeki Sinat – Haftanin bölgesi olduğu belirtilmiştir. Açıklamanın devamında bu bölgeye takviye amacıyla çok sayıda terörist gönderildiğinin çeşitli kaynaklardan alınan istihbarat ve yapılan teknik analizler sonunda öğrenildiği, İnsansız Hava Aracı görüntüleri ile Irak’ın kuzeyinden hududumuza doğru bir gurubun hareketinin tespiti neticesinde Hava Kuvvetleri uçakları ile ateş altına alındığı belirtilmiştir. TSK tarafından yapılan açıklamanın sonunda ise Adli ve İdari soruşturma açıldığı beyan edilmiştir.

Yani bir gurup vatandaşımız, kaçakçılık amacıyla Irak’ın kuzeyine geçmiş, oradan dönüşte ise, İnsansız Hava Aracının görüntü alması ve bu gurubun PKK’lı olduğunun zannedilmesi sonucunda Hava Kuvvetleri Uçakları tarafından ateş edilmiş, bu ateş neticesinde 34 sivil hayatını kaybetmiştir.

Sözkonusu soruşturma sebebiyle Şırnak Valiliği başlattığı idari soruşturma kapsamında Valiliğin talebi ile İç İçişleri Bakanlığı’ndan 3 müfettiş görevlendirilmiştir. Bu kapsamda ilk olarak Gülyazı Sınır Alay Komutan Vekili Jandarma Albay Hüseyin Onur Güney görevden uzaklaştırılmıştır.Formun Üstü

Bu olay sebebiyle kusuru ya da ihmali olan kişi/kişiler belirlenmemişken tarafımızca kolluğun silah kullanma yetkisi ve bunun sınırlarının belirlenmesinin faydalı olacağı değerlendirilmiştir.

Bilindiği üzere mevzuatımızda yer alan bazı kanunlarda kolluk kuvvetlerine silah kullanma gibi insan yaşamını sonlandıran bir yetki verilmiştir. Ancak verilen bu yetki ile ilgili düzenlemelerin birbirinin tekrarı niteliğinde olduğunu belirtmek gerekmektedir. Halbuki insan yaşamının yasal düzenlemelerle sonlandırma yetkisi veren bu hükümlerin “efkarını cami ağyarını mani” olarak tanımlanması, sınırlarının çizilmesi gerekmektedir. Bu sebeple bu çalışmamızda mevzuatımızdaki hükümler Yargıtay ve AİHM kararları ışığında değerlendirilecektir.

Anayasa’nın 17. Maddesinde Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir hükmü yer almaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ikinci maddesinde yaşam hakkı düzenlenmiştir. Bu hüküm şu şekildedir:

  1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
  2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
  3. a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;
  4. b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
  5. c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.

Mevzuatımızdaki silah kullanma ile ilgili hükümleri şu şekilde belirtmek mümkündür:

  1. 2559 sayılı polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 16. Maddesinde silah kullanma yetkisi yer almaktadır.

Silah kullanma ile ilgili en kapsamlı düzenleme 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nda yer almaktadır. Bu maddede zor kullanma ve silah kullanma yetkileri düzenlenmiştir.

PVSK’nın 16. Maddesinin ilk 6 fıkrasında zor kullanma ile ilgili hükümler mevcuttur. Silah kullanma ile ilgili hükümler 7. Fıkradan itibaren yer almaktadır.

Maddenin yedinci fıkrasında polise silah kullanma yetkisinin hangi hallerde verileceği gösterilmiştir. Buna göre polis, meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, bedenî kuvvet[1] ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde ve hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir.

PVSK’da 2007 yılında yapılan değişiklikle 16. maddenin c, e, f bendleri incelendiğinde silah kullanma yetkisinin ağır cezayı gerektiren fiiller yönünden olduğu görülecektir. Ancak 2007 yılında yapılan değişiklikle böyle bir ayrıma gidilmediği görülmektedir. Dolayısıyla hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri bulunan kişi için polise her zaman silah kullanma yetkisi verilmiştir. Bizce bu durum hatalıdır. Zira maddenin önceki hali ağır cezayı gerektiren fiiller yönünden silah kullanma yetkisi verirken, yeni düzenleme ile silah kullanılabilecek suçlar yönünden ayrım yapılmaması eksiklik olarak ortaya çıkmıştır.

Örneğin karşılıksız çek keşide etmek suçundan ya da hakaret suçundan  yapılan yargılamada hakkında yakalama emri düzenlenen bir kişiye karşı da çekinmeden silah kullanma yetkisi verilmektedir ki bu durum son derece ağır sonuçlar doğuracaktır.

Silah kullanma ile ilgili PVSK’nın 2007 tarihinden önceki halindeki ağır cezayı müstelzim fiiller ile ilgili ayrımı bizce son derece yerindeydi.

Polis, hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde “dur” çağrısında bulunacaktır. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi, dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise, kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Görüldüğü üzere burada silah kullanma yetkisi son çare olarak görünmektedir. Yapılan yargılamalarda kolluğun yasada belirtilen bu hususlara riayet edip etmediği her olayda aranmaktadır.

Ancak 16. Maddenin son fıkrası gereğince kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde kolluğa dur ihtarında bulunmadan da, silah kullanma yetkisi verilmiştir. Buradaki silah kullanmanın sınırı kişiye karşı silahla saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde olacaktır. Kişi etkisiz hale getirildiği anda silah kullanmaya son verilmelidir.

  1. 2803 Sayılı Jandarma Teşkilat, Görev Ve Yetkileri Kanunu’nun 11. Maddesinde silah kullanma ile ilgili yetkiler bulunmaktadır.

2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev Ve Yetkileri Kanunu’nun 11. Maddesinde Jandarma’ya verilen hizmetin ifası sırasında hizmet özelliğine uygun, görevin gereği olarak kanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir.

Kanaatimizce yasanın bu şekilde son derece genel, silah kullanma gibi ağır sonuçları olan bir yetkinin sınırlarının çizilmemesi hatalıdır. Tıpkı PVSK’da ya da 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 87. Maddesinde olduğu gibi sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir.

Üstelik “kanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisi” ibaresinden hangi kanunda yer alan silah kullanmadan bahsedildiği anlaşılamamaktadır.

Diğer hükümler incelendiğinde en azından “zorunluluk” “ölçülülük” gibi ilkeler dikkatimizi çekerken 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev Ve Yetkileri Kanunu’nun 11. Maddesindeki hükümde herhangi bir sınıra rastlamak mümkün değildir. Dolayısıyla en azından diğer kanunlara atıf yapmak yerine bu yasada da bir düzenleme yapılması faydalı olurdu.

  1. 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun 4. Maddesinde silah kullanma ile ilgili yetkiler bulunmaktadır.

1402 sayılı Yasa’nın 4. Maddesi 19.9.1980 tarihinde 2301 sayılı Yasa ile tadil edilmiştir. 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun 4. Maddesinde ise görevlilerin kendilerine verilen görevleri yerine getirebilmesi için, silah kullanmayı icap ettiren hal ve şartlardan herhangi birinin tahakkuku halinde silah kullanabilecekleri belirtilmiştir.

Silah kullanma yetkisine sahip güvenlik kuvvetlerinin üç halde “doğruca ve duraksamadan” silah kullanabilecekleri belirtilmiştir. Bunlardan ilki teslim ol emrine itaat edilmemesi, ikincisi silahla mukabeleye yeltenilmesi ve üçüncüsü ise güvenlik kuvvetlerinin meşru müdafaa durumuna düşmeleri halinde hedefe ateş edebileceklerdir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise silah kullanan bütün personel haklarındaki soruşturma işleminin tutuksuz yapılacağı belirtilmiştir.

Sıkıyönetim Kanunu’nda silah kullanılacak halleri açıklarken PVSK ve diğer kanunların adları sayılmış ve bu kanunlarda silah kullanmayı gerektiren hallere atıf yapılmıştır.

  1. 1481 Sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkında Kanun’nun 1., 2., 3. maddelerinde silah kullanma ile ilgili yetkiler bulunmaktadır.

Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkında Kanun’nun ilk üç maddesinde polis ve jandarmanın ilgili kanun ve tüzükte belirtilen yetkileri saklı tutulmuş, silah kullanma yetkileri düzenlenmiştir.

Birinci maddenin A bendinde 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 16. maddesinde yazılı hallerde silah kullanılabileceği tekrar edilmiştir.

B bendinde ise aşağıdaki hüküm yer almaktadır.

“Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya ağır hapis cezasını gerektiren suçlardan bir veya birkaçını işlemekten sanık veya hükümlü olup da haklarında tevkif veya yakalama müzekkeresi çıkarılan ve silahlı dolaşarak emniyet ve asayişi tek başına veya toplu olarak fiilen tehdit ve ihlal ettikleri anlaşılanlardan, teslim olmaları için İçişleri Bakanlığınca tespit edilen tarihte başlamak üzere 10 günden az ve 30 günden çok olmamak şartıyla verilecek mühlet ile ad, san ve eylemleri de belirtilerek sanık veya hükümlünün dolaştığı bölgelerde mutat vasıtalarla ve uygun görülen yayın organlarıyla radyo ve televizyonla da ilan edilenlerin belirtilen süre sonuna kadar adli makamlara, zabıtaya veya herhangi bir resmi mercie teslim olmamaları hallerinde silah kullanılabileceği hususu düzenlenmiştir.

Kanun’un ikinci maddesinde ise B bendindeki halde silah kullanmak için Teslim ol ihtarının yapılması, Polis veya jandarmaya karşı silah kullanmaya filhal teşebbüs etmeleri halinde ise ihtara lüzum olmaksızın silah kullanılacağı belirtilmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasında ise bu kanun hükümleri dairesinde silah kullanan polis veya jandarma hakkında dava açıldığında sanığın duruşmadan vareste tutulabileceği ve hakkında açığa alma, işten el çektirme işleminin uygulanmayacağı belirtilmektedir.

  1. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 23. maddesinde silah kullanma ile ilgili yetkiler bulunmaktadır.

1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile tamamen aynı olan 2395 sayılı Yasa’nın 23. Maddesinde ise, görevlilerin kendilerine verilen görevleri yerine getirebilmesi için, silah kullanmayı icap ettiren hal ve şartlardan herhangi birinin tahakkuku halinde silah kullanabilecekleri belirtilmiştir.

Silah kullanma yetkisine sahip güvenlik kuvvetlerinin üç halde “doğruca ve duraksamadan” silah kullanabilecekleri belirtilmiştir. Mükerrer açıklama olmaması sebebiyle 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile ilgili bölümde yapılan açıklamaların bu yasa yönünden de geçerli olduğunu belirtmek gerekmektedir.

  1. 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 5. Maddesinde silah kullanma ile ilgili yetkiler bulunmaktadır:

Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 5. Maddesinde de silah kullanma yetkisi verildiği halde, silah kullanma ile ilgili sınır belirlenmemiş, hangi hallerde silah kullanılabileceği hususu düzenlenmemiştir. Madde metninde görevlilerin kendilerine bu Kanun ile verilen görevlerin yapılmasında; silah kullanma yetkisi dâhil kanunların diğer güvenlik kuvvetlerine tanıdığı bütün hak ve yetkilere sahip oldukları belirtilmiştir.

  1. 772 sayılı Çarşı Ve Mahalle Bekçileri Kanunu’nun 5. Maddesinde silah taşıma ile ilgili hükümler bulunmaktadır.

Bu kanunda çarşı ve mahalle bekçilerinin 2559 sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen hallerde silah kullanabileceği belirtilmiştir.

  1. Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25/son maddesinde silah kullanma ile ilgili hükümler bulunmaktadır.

Yönetmeliğin ilgili fıkrası “Toplu hareketin niteliğine veya dağıtma sırasında gösterilen cebir ve şiddet veya tehdit veya saldırı veya karşı koyma derecesine ve gereğine göre kademeli şekilde artan ölçüde bedeni kuvvet, maddi güç ve silah kullanılır” şeklindedir.

  1. 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 87. Maddesinde silah kullanma ile ilgili hükümler yer almaktadır.

TSK İç Hizmet Kanunu’nun 87. Maddesinin birinci fıkrasında kimlerin silah kullanabileceği açıkça belirtilmiştir. Buna göre Askerler karakol, karakol nöbetçisi, devriye, nakliyat muhafazası hizmetlerinde veya asayişi temin için görevlendirildiklerinde silah kullanabileceklerdir.

I – Silah kullanmasını gerektiren haller

Silah kullanmayı gerektiren haller birinci fıkranın birinci bendinde yer almıştır. Bunları aynen belirtmekte yarar bulunmaktadır.

a) Bu hizmetlerden birini yaparken müessir bir fiil ile taarruza uğranıldığı veya müeesir bir fiil veya tehlikeli bir tehdit ile bu hizmetlerle yapılmasına mukavemet edildiği takdirde bu taarruz ve mukavemetleri gidermek için,

b) Bir taarruz veya mukavemete hazırlanan ve silahını veya mukavemete elverişli bir aleti bırakmaya davet edildiği halde, bu davete derhal itaat etmiyen veyahut bıraktığı silahı veya aleti tekrar eline almaya davranan veya alan kimseyi itaate zorlamak için,

c) Bu kanunun 80 ve 81 inci maddeleri gereğince muvakkaten yakalanan bir şahsın veyahut muhafaza ve sevki kendisine tevdi edilmiş olan bir tutuklunun veya hükümlünün kaçması veya kaçmaya teşebbüs etmesi ve verilecek dur emrini dinlemediği görüldüğünde başka türlü ele geçirilmesi kabil olmadığı takdirde yakalanması için,

d) Kendi muhafazasına tevdi edilmiş olan insan ve her türlü eşyaya karşı vukubulan taarruzu defetmek için,e) Bu maddede sayılan görevleri yapan askerlere karşı, sözle yapılan sataşma veya hareketlerin bertaraf edilmesi sırasında mukavemet, taarruz, müessir fiil veya tehlikeli bir tehditle karşılaşıldığında bu halleri gidermek için

Görüldüğü üzere silah kullanmayı gerektiren haller sayma yoluyla belirtildiği için bu hallerin dışında silah kullanılması mümkün değildir.

II – Silah kullanma derecesi:

TSK İç Hizmet Kanunu’nun 87/1-II. Maddesinde silah kullanmanın derecesi belirtilmiştir. Bunlardan ilki silah kullanmak için başka çare kalmaması (son çare) ikincisi ise zaruret olması gerekmektedir.

Bendin devamında yine iki şıkta silah kullanılacak kişi ya da topluluğun silahlı ya da silahsız oluşuna göre nasıl hareket edileceği açıkça belirtilmiştir. Her iki bendi de açıkça belirtmekte yarar bulunmaktadır.

  1. Şahıs veya topluluk silahsız ise; mukavemet, taarruz, müessir fiil veya tehdidin derecesine göre asayiş hizmeti ile görevli birlik komutanı gerekli uyarmayı yaparak silah kullanılacağını ihtar eder. Bu ihtara itaat edilmezse bunu sağlayacak dereceden başlamak üzere silah kullanılır.
  2. Şahıs veya topluluk silahlı veya taarruzun önemli derecede etkili kılacak şekilde aletleri taşıyorsa, silah veya aletlerin bırakılması ihtar olunur. Tecavüz taarruz veya mukavemet buna rağmen devam ederse itaati sağlayacak dereceden başlamak üzere silah kullanılır.

III – Silah kullanma tarzı

Silah kullanma tarzı da ile ilgili önce kesici ve dürtücü silahlar ile ateşli silahların hedefe yöneltileceği, sonra ateşli silahların dipçik ve kabzalarının kullanılacağı, daha sonra kesici ve dürtücü ve ateşli silahların bilfiil kullanılacağı belirtilmiştir.

Silah kullanma ile ilgili en önemli hükümler de ikinci şıkta yer almaktadır. Burada “Silah kullanmak mutlaka ateş etmek değildir. Ateş etmek son çaredir. Önce havaya ihtar ateşi yapılır. Sonra ayağa doğru ateş edilir, mukavemet veya taarruza veyahut tehlikeli bir tehdide varan mukavemet hali devam ederse, hedef gözetilmeksizin ateş edilir” ibaresi yer almaktadır.

Yasanın bu hükmü açıkçası geniş bir takdir hakkı vermiştir. Çünkü “hedef gözetilmeksizin ateş edilir” ibaresi, takdir hakkının alabildiğine genişlediği anlamına gelmektedir.

IV – Ateş emri ve kendiliğinden ateş etmek

TSK İç Hizmet Kanunu’na göre ateş etmek için emir verilmesi gerektiği, ateş emri verilmemiş olsa dahi her asker silahını kullanabileceği belirtilmiştir.

Maddede askeri personele takdir hakkı verilmiştir. Bu hüküm şu şekildedir: Ancak silahını kullanılacağı zamanın ve kullanma derece ve tarzının tayini her olayın cereyan ettiği haller ve şartlar göz önünde tutularak silahını kullanacak asker tarafından bizzat takdir olunur”

Bu hüküm bizce eksiktir. Zira yukarıda başka çare olmaması ve zorunluluk gibi ilkelerin dikkate alınmama ihtimali bulunmaktadır. Yasada öngörülen hükümler saklı kalmak kaydıyla şeklindeki ibare ya da belirtilen iki ilke açıkça belirtilmeli idi.

V – Soruşturma usulü ve adli yardım

TSK İç Hizmet Kanunu’nun ilgili maddesine 22.11.1990 yılında bir fıkra eklenerek silah kullanmaktan dolayı haklarında dava açılan sanık asker kişilerin duruşmadan vareste tutulabileceği, olayın mahiyetine ve kusurun derecesine göre sanığın mensup olduğu Bakanlıkça durumu uygun görülenlerin avukatlık ücretinin karşılanacağı hükme bağlanmıştır.

“Dava açılan sanık asker kişilerin duruşmadan vareste tutulabilir” şeklindeki hüküm her ne kadar takdire bağlı ise de, bu hükümden sanık asker kişilerin tutuklanmaması gerektiği anlamı çıkarılabilmektedir.

  1. YARGITAY KARARLARI:

Yargıtay kararları incelendiğinde bazı kararlarda meşru müdafaa halinin uygulandığı, bazı kararlarda ise yasal savunma sınırının aşıldığı belirtilmiştir.

  1. YASAL SAVUNMA SINIRININ AŞILDIĞININ KABULÜNE İLİŞKİN KARARLAR:
  2. a) Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na[2] konu olan olayda Yerel Mahkeme “İki kişinin aynı anda sanık polis memuruna saldırdığı, onu dövdükleri, sanığın da silahı ile ateş ederek maktullerden birinin kaldırıldığı hastanede öldüğü olayda memurun haksız tahrik altında adam öldürme suçunu işlediğine hükmetmiştir. Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi yerel mahkeme kararını suçun vasfının ağır tahrik altında adam öldürme olduğu gerekçesi ile bozmuştur. Bu karara itiraz eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, olayda yasal savunma şartlarının oluştuğunu belirtmişse de YCGK verdiği kararda TCK’nın 448[3]. ve 50[4]. Maddesinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir.
  3. b) Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 17.11.1986 tarihli 3998/4120 sayılı kararında “Maktul Yılmaz’ın jandarma gelince kaçmaya çalıştığı, sanık Jandarma Latif’in dur ihtarı yaptığı, maktulun kaçmaya devam ettiği, sanığın silahından çıkan kurşun ile maktulun kursak, mide ve sol akciğer lobunda harabiyet meydana geldiği, maktulun öldüğü olayda Yerel Mahkeme TCK’nın 455. Maddesinde yer alan taksirle müessir fiil olduğu gerekçesi ile mahkumiyet kararı vermiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından “atışın hayati olmayan bölgelere yapılması gerekirken, hayati bölgeye ateş edilmesi sebebiyle” 765 sayılı TCK’nın 452[5]. 50. maddelerine istinaden cezalandırılması gerektiği belirtilmiştir.
  4. c) Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.10.1986 tarihli 199/419 sayılı bir kararında ise, 1402 sayılı Kanun’un ile ilgilidir.

Belediye binasını muhasara altında tutan kişilerden biri olan maktule sanık polis memurunun dur ihtarında bulunduğu, maktulun kaçmaya devam etmesi sebebiyle otomatik silah ile bir el ateş ettiği, yine durmaması üzerine ikinci kez ateş ettiği, bu kurşunun maktulun başına isabet ettiği, maktulun öldüğü anlaşılmaktadır. Yargıtay ölmeyecek noktalara yönelterek silah kullanması gerekirken doğrudan doğruya maktulun kafasına ateş ederek vurup öldürmesi şeklinde gerçekleşen olayda zaruretin tayin ettiği hudut tecavüz edilmiştir gerekçesi ve sanıkta öldürme kastı bulunmadığından TCK’nın 452 ve 50. Maddeleri gereğince mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir[6].

  1. d) Yargıtay 1. Ceza Darise’nin 3.4. 1998 gün ve 113/1032 sayılı kararı şu şekildedir.

Maktul trafik kurallarını ihlal eder biçimde minibüs kullandığı için polisçe kovalanmış önüne geçerek durdurulmuştur. Sanık trafik polisi, minibüsün kapısını açıp maktulun aşağı inmesini ihtar ettiğini ancak maktulun sustalı bıçak çekerek kendisine müdahalede bulunduğunu, eline vurarak bıçağı düşürdüğünü, maktulun bu sefer silahına daldığını, silahı vermemek için itişip kakıştığını, o anda eline aldığı silahının patladığını, maktulun vurulduğunu savunmaktadır. Olayın görgü tanığı yoktur. Polisçe tutulan tutanak, bir sustalı çakının ele geçirildiğini açıklamaktadır. Maktul, sol kol birleşim noktasından çıkan mermi ile ölmüştür. Mermi minibüsün sağ ön kapı iç kapı kolu yanına çarpıp oto içine düşmüştür.

Yerel Mahkeme, eylemin silah kullanma yetkisi dışında tahrik sonucu yapıldığını belirterek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Yargıtay 1.Ceza Dairesi, maktulun bıçak çekerek ve tabancaya dalarak yaptığı mücadele üzerine sanık polisin silah kullanmasının 2559 sayılı Yasanın 16 ve TCK’nın 49/1 maddelerine uyduğunu ancak hedef seçme imkanının bulunduğu ortamda, maktulun öldürücü nahiyesine dayanarak ateş etmesinin yetki sınırını aştığını, TCK’nın 448, 50 maddelerinin uygulanmasının icap ettiğini belirterek hükmü oy çokluğuyla bozar.

Yargıtay 1.Ceza Daire’nin bu kararına Osman Şirin, muhalefet etmiştir. Muhalefet gerekçesi ve dayanakları son derece hukukidir. Karşı oy gerekçesi şöyledir.

“Silahın ateşlenmesi bir mücadele ve mukavemet anında değil maktülün sürücü koltuğundan inmediği, sürüş yönüne dönük olan cephesini sol kapıyı açan polisten yana çevirmediği, savunmada ileri sürüldüğü biçimde açık sol kapı boşluğundaki sanık polisle boğuşmaya yeltenmediği anda yapılmış ve maktül öne dönük iken sol kol arkasına dayanan mermi ile öldürülmüştür. PVSK, kendisine yapılan fiili mukavemette polisin silah kullanmasına izin veren düzenlemeler içermekte ise de, bu mukavemetin, o an için devam eder olması ve silahlı karşı eylem dışında giderilmesinin olanaksız bulunması gereklidir. Kapısı açıldığında, maktulun, sustalı bıçak çektiğine ilişkin savunmanın aksine kanıt olmayışı nedeniyle ve reddine olanaksızlığından dolayı kabulü zorunlu olsa dahi bizzat sanık, bu bıçağı yere düşürdüğünü söylediğine göre, duruşu itibariyle mücadele görüntüsü vermeyen maktule silahını dayayarak ateş etmek, hem bir kastın ürünüdür, hem de silah kullanmak hak ve yetkisiyle izah edilemez bir davranıştır. Olayın 50. madde kapsamıyla bağdaşır yönü yoktur”.

  1. YARGITAY BAZI KARARLARINDA FİİLİN YASAL SAVUNMA SINIRINI AŞMADIĞINI BEYAN ETMEKTEDİR.
  2. a) Yargıtay 1. Ceza Dairesi “kavganın arasında kalan polis memurunun kendisine saldıran iki kişiye ateş ederek kurtulduğu, Polis memurunun silahından çıkan kurşunla bir kişinin vefat ettiği olayda, yasal savunma sınırının aşılmadığını kabul etmiştir. Bu kararda polis memurunun zaman, yer ve hizmet branşı gözetmeksizin bir olaya müdahale etmesi gerektiği, bu sebeple bir ölüm olayının meydana gelmesi halinde TCK’nın 49. maddesinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir.
  3. b) Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin bir kararı da şu şekildedir: Yasa dışı PKK örgütünün eylem hazırlığında olduğu, İçel Emniyet Müdürlüğü’nün 11.08.1992 ve 14.09.1992 tarihli gizlilik kayıtlı tebliğleriyle birimlere ve Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne duyurulmuştur. Çevik Kuvvet bu nedenle teyakkuzdadır. Bu ortamda bir otonun kaçtığı ve Çevik Kuvvet istikametine hızla yöneldiği telsizle duyurulur. Çevik Kuvvet Polisi sanık Fettah müdürlükten silahıyla yola fırlar. Otonun hızına yaklaştığını görünce silahlı elini havaya kaldırarak durmasını ister. Oto sürücüsü yavaşlamak yerine hızlanıp polisin üzerine gelir. Polis Fettah ikaz niteliğinde havaya birkaç atış yapar. Hızla yandan geçen oto az ileride ikinci barikatı kuran polisleri de yarıp geçince, otonun tekerlerine doğru ateş eder. Diğer polisler dahi ateş etmiştir. Ötekilerin 41, polis Fettah’ın 13 ele ateş ettiği olayda, kuşkulu şahıs durdurulamaz. Bu sefer sanık, otonun arka camına ateş eder. Mermi sürücünün başına isabetle öldürmüş, ancak böylece vasıtadurdurulabilmiştir. Merminin balistik muayenesinde polis Fettah’ın silahından çıktığı saptanır. Yerel mahkeme, polisin aşırılığa kaçtığından bahisle yasanın 452/1 ve 50. maddelerine dayalı mahkûmiyet hükmünü kurar. Yargıtay 1. Ceza Dairesi ise 2559 sayılı PVSK’nın 16. Maddesinin f ve h fıkralarına uygun şekilde yetki hudutları kapsamında silahın kullanıldığını, şahsın durdurulması yönünde her önlemin denediğini, zorlukla atılan tek kurşunda aşırılığın söz konusu olmadığını, yasanın 49/1 maddesinde tanımını bulan yasal görevi icra nitelik ve düzeyinin aşılmadığını, 50. Madde uygulamasının koşullarının bulunmadığını belirterek hükmü sanık lehine bozar[7].
  4. c) Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 11.11.1970 gün ve 3191/3685 sayılı kararı şu şekildedir: Kaçakçılıktan sanık Bahattin ile suç ortağı Bilal yakalanmış, jandarma erleri Seyfettin ve Müslim tarafından yaya olarak karakola götürülmektedir. Yolda köprüden geçilirken Bahattin, ellerini kelepçeden kurtararak kaçmak ister. Er Müslim engel olur. Bahattin, er Müslim’in silahını alarak yüksek köprüden suya atar. Eri de yakalayıp atmak ister. Önde giden diğer er Seyfettin durumu görür silahını Bahattine çevirir, “Er Müslüm’i bırakmasını aksi halde ateş edeceğini” bildirir. Bir kere de havaya ateş etmesine rağmen Bahattin eri suya atma mücadelesini sürdürür. Dere yatağı hayli derindedir. Jandarma eri Seyfettin, arkadaşı Müslim’ün canını kurtarmak zaruretiyle bir el atış yapar, Bahattin vurulur, Seyfettin hemen seğirtip arkadaşını kurtarır. Yerel Mahkeme, Bahattin’in savunmada aşırılığa kaçtığını düşünerek, yasanın 50. Maddesini uygular. Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi, yasanın 49/2 maddesine uygun biçimde başkasının nefsinin kurtarıldığı ve silah kullanımında aşırılık bulunmadığı görüşüyle hükmü bozar.
  5. d) Bir başka olayda ehliyetsiz sürücü kendi hatasıyla arkadaşının ölümüne neden olmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Başsavcılık itirazı üzerine verdiği 4.5.1987 gün ve 1-18/20 sayılı kararı şöyledir.

1402 sayılı Sıkıyönetim Yasa’sının uygulandığı 20.05.1984 gece yarısı sonrasıdır. Kolluk teyakkuzdadır. Maktul ve arkadaşları Yeşilköy’de bir lokantada içmiş, çıkışta Sefer’in kullandığı bir otomobille Bakırköy sahil yoluna varmıştır. Yolda sıkıyönetim timinin yol araması vardır. Sürücü belgesi olmayan Sefer korkar ve hızla denetim noktasını geçer. İki polis havaya ikaz atışı yapar. Ancak Sefer durdurulamaz. Polis ekip otosuyla takibe girişir fakat yakalayamaz. Ekip, kaçan otonun Ataköy istikametine yöneldiğini fark edince, Ataköy karakoluna telsizle uyarı yapar. Karakol görevlisi polis İzzet, el feneriyle yola fırlar. Yaklaşan otoyu durdurmak ister. Ancak oto durmaz. Durum gidiş istikametindeki sıkıyönetim görevlisi bir diğer ekibe duyurulur. Ekip tertibat alır. Seferin hızla yaklaştığı görülür. Bu ekipte el feneriyle işaret yapıp durmasını ister. Sefer yine durmaz. Polisler havaya ateş eder yine durmaz. Bu sefer üç polis yanlarından hızla geçen otoya arkadan ateş ederler. Oto yol korkuluklarına çarparak durur. Ancak ne yazık ki arka sıradaki maktul Ekrem, başı ve kolundan aldığı kurşunlarla ölmüştür. Yerel Mahkeme’nin, Yasanın 49/1 maddesine uyarak verdiği kararını daire onar. Yargıtay Başsavcılığı, “zaruret hududu aşılmıştır, TCK’nın 50. maddesi uygulanmalıdır” diye onamaya itiraz eder. Ceza Genel Kurulu; 1402 sayılı Yasanın 4.maddesini 2. Fıkrasındaki “teslim ol emrine riayet edilmemesi halinde güvenlik kuvvetlerinin doğruca ve duraksamadan hedefe ateş edebileceğini, polislerin bu yetkiyi kullandıklarını, davranışlarını yasanın 49/1 madde ve fıkrasına uygun bulunduğunu belirtir ve itirazı reddeder.

  1.           e) Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 8.6.1999 gün ve 565/2223 sayılı kararı hayli ilginçtir. Kahramanmaraş’ta yakalanan PKK’lı iki terörist, sorgusunda; Doğanşehir, Hekimhan ve Pötürge ilçelerine üç PKK timinin gizlice sızdığını, bunların eylemler yapacağını açıklamıştır. Bu itibarla çevre birlikleri ve dağ karakolları teyakkuz halindedir. Gece saat 03.30 sularında, Karakol lojman nöbetçisi uzak tepede yaklaşan bir ışık görür. Durumu arkadaşlarına haber verir. Hepsi silahlarını tevcih ederler. Bazı beyanlara göre “dur” dendiği halde ışık durmaz, bazı beyanlara göre de “dur” denmeden, “PKK’lılar geldi” düşüncesiyle, sanık jandarmalar, ışık istikametine seri atışlar yaparlar. Işık ve hareket kesilir. Gün ağarıncaya kadar dışarı çıkılmaz. Ağardığında bakılır, iki yaşlı kişinin cesediyle karşılaşılır. Bunların, arkadaki mezralarında cami olmadığı için bayram namazı kılmak üzere karakol yakınındaki camiye gelen iki masun köylü olduğu anlaşılır. Yerel Mahkeme 450/5 maddesiyle faili gayri muayyenliğe ilişkin 463 ve 50. Maddeleri uyarınca jandarmaları mahkum eder. Yargıtay 1. Ceza Dairesi ise; olay öncesi ve esnası oluşumlara göre, Jandarma Teşkilat Nizannamesi’nin 27. ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetler İç Hizmet kanununun 87, 4/2 ve 6. maddeleri kapsamında hukuka uygunluk bulunduğunu, sanıkların kanunun hükmünü icra ettiğini, zaruret hududunun da aşılmadığını belirtir ve başka ek nedenlere de dayanak hükmü bozar.
  2. f) Ordu Ağır Ceza Mahkemesi’nin hükme bağladığı olay, 23 Ağustos 1997’de Ordu Mesudiye ilçesinde gerçekleşmiştir. PKK terör örgütünün Karadeniz’e iniş hazırlığında olduğu bölgede terörist faaliyetlerde bulunduğu, bazı karakolların basıldığı gerekçesiyle, “Ordu Emniyeti özel harekat timi bölgede göreve çıkmıştır. Beş gün dağda, bir gün evlerinde olmak üzere faaliyet halindedirler.” Olay akşamı, karanlığın yeni çöktüğü sisli bir ortamda üç araba halinde Mesudiye Güneyce köyüne girilmiş, araçların ışıkları söndürülmüştür. Son araç zırhlı ve üstten projektörlüdür. Ortadaki araçta, elleri silahlı olarak yüzleri dışa dönük biçimde seyahat eden bir komiser altı polisten birisi, dışarıda bir hareketlenme sezinler, “galiba baskına uğradık” der. Bu söz üzerine tarladan yola yaklaşan ellerinde elektrikli fenerler bulunan iki insan siluetine önce otonun içinden, bilahare aşağıya atlanılarak yol kenarındaki siperden, 226 mermi atılır. Bu mermiler 141-29-24-28-12-2 olmak üzere sanık komiser ve polislerin otomotik silahlarından çıkmıştır. Atışların devamı sırasında, arkadaki zırhlı araçtan “ateşi kesin onlar çocuk” bağırtısı duyulduğunda atışa son verilir. Bakıldığında, biri 13 yaşında Turgay, diğeri 16 yaşında Cihat isimli çocuk olduklarını ve çobanlık yapan bu çocukların dedelerinin evinden babalarının evine giderken kurşunlandıkları anlaşılır. Turgay’a 10 mermi, Cihat’a 8 mermi isabet etmiştir. Otopside her bir maktulün bedeninden 2’şer mermi çıkartılmıştır. Bu mermiler balistik mukayeseye müsait değildir. Sanıklar, kendilerine dışarıdan herhangi bir atış yapılmadığını yanılgı ile ve içinde bulundukları endişeli ortamın sonucu ateş etmek zorunda kaldıklarını savunmuşlardır.

Yerel Mahkeme, sübjektif yanılgının makul bulunduğunu, ortam ve içinde yer alınan terör korkusu karşısında, sanıkların davranışlarında hukuka aykırılık olmadığını, öldürme eylemlerinin TCK’nın 452/1, 463[8] maddelerine uygun ancak, 49/1 maddesi kapsamında gerçekleştiğini kabulle, sanıklar hakkında ceza tertibine yer olmadığına hükmetmiştir[9].

  1. AİHM KARARI:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kolluğun silah kullanma yetkisi ve sınırları ile ilgili verdiği bir karar şu şekildedir. Bu karar Yeditepe Üniversitesi’nde kolluğun silah kullanma yetkisi adı altında yapılan sempozyumda Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer tarafından sunulan tebliğde yer almaktadır[10].

Birleşmiş Krallığa Karşı Mc Cann Ve Diğerleri Davası[11]

4 Mart 1988 tarihinde önce İngiliz, İspanyol ve Cebelitarık otoriteleri İRA’nın, Cebelitarık’a bir terör saldırısında bulunacağını öğrenirler. Aynı gün İspanya’da Malaga’da İRA’nın aktif bir servisinin de farkına varılır. 5 Mart tarihinde İngiliz ve Cebelitarık otoriteleri servise bağlı kişilerin tuzak bir otomobili uzaktan el kumandası yoluyla patlatmayı planladıkları hususuyla istihbarat elde edilir. Bu maksatla açılacak davanın delillerini bir araya getirmek için, şüphelileri bir kere Cebelitarık’a soktuktan sonra yakalamak öngörülür. Ancak birliğin mensupları tehlikeli teröristler olarak sayıldıkları ve çok muhtemel olarak silahlı bulundukları öngörüldüğü için güvenlik güçlerine, karşı karşıya kaldıklarında bunların silahlarını kullanmalarının ve bombalarını ateşlemelerinin çok kuvvetli olası bulunduğu bildirilir.

Şüpheli Sean Savage 6 Mart 1988 günü öğleden sonra Cebelitarık’ta bir yere bir otomobili park eder ve bir müddet sonra Mc Caan ile bayan Meiread Farrell ile bir arada görülürler. Üç kişi otomobilden uzaklaştıktan sonra, otomobilin bir tuzak araba olduğu acele ile yapılmış bir inceleme sonucu ilgililerce kabul edilir ve üç şüphelinin yakalanmasına karar verilir. Görev,  sivil olarak çalışan SAS ajanlarının komutanına verilir. Savage ve Farrell birbirlerinden ayrılırlar. İki asker adı geçenleri izler ve kendilerini birden bire dönen Mc Caan’a durmasını emrederler. Mc Caan elini vücudunun yan tarafından kalçasına doğru uzatır. Bayan Farrell de çantasına doğru ani bir harekette bulunur. Askerler, her iki kişinin uzaktan kumandaya basarak otomobili patlatacağını düşünürler ve ateş ederek iki şüpheliyi de öldürürler.

Savage ise, diğer iki asker tarafından izlenilir; şüphelileri öldüren silahlar patlayınca adı geçen kendisini izleyenlere ani olarak döner. Askerlerden birisi kendisine durmasını ihtar eder. Uzaktan kumandayı ateşleyeceğinden korkan askerler müteaddit kere ateş ederler ve adı geçen ölür.

Sonradan yapılan inceleme sonunda her üçü üzerinde de silah ve uzaktan kumanda aleti bulunmaz; Savage’in park ettiği otomobilde de ne silah ve ne de patlayıcı maddenin bulunmadığı anlaşılır. Bununla birlikte İspanyol polisi tarafından diğer otomobilde 64 kilo patlayıcı madde ve 200 mermi saptanır ve bu otoyu Farrell’in sahte bir isimle kiraladığı anlaşılır. Olay İspanyol adli makamlarınca incelenir, 79 tanık dinlenir, tanıkların, hükümet güvencesi üzerine kimlikleri açıklanmaz. 30 Eylül 1988 tarihinde jüri öldürmelerin kanuna aykırı olmadığı karar verilir.

Ölenlerin yakınları 1 Mart 1990 tarihinde, İrlanda Yüksek Adalet Divanına, Savunma Bakanlığı aleyhine başvururlar. 14 Ağustos 1991 tarihinde komisyona da başvurulur ve olayda yaşam hakkını koruyan AİHS nin 2nci maddesinin ihlal edildiği öne sürülür. Büyük heyet 27 Eylül 1995 tarihinde karar verir.

Mahkeme, ölüme neden olan halleri olağanüstü dikkatli biçimde incelemektedir. Bilerek öldürücü bir kuvvet kullanıp kullanılmadığı araştırılmakta ve bu konuda sadece devlet ajanının hareketleri değil ve fakat aynı zamanda olayın, operasyonun içinde cereyan eylediği koşullar ve özellikle söz konusu eylemlerin hazırlanması ve kontrollü tektik edilmektedir.

Hayat hakkının korunması mecburiyeti, devlet ajanlarının kullandıkları zor ölüme neden olduğunda, etkin bir araştırmanın yapılıp sürdürülmesini gerektirir. Kamu ajanının, ölümü sonuçlayan zor kullanıldığında müdahalenin kanuni olup olmadığını saptamaya olanak veren bir usul mevcut değilse keyfi adam öldürmeyi yasaklayan kanun, etkinliğini kaybedecektir.

2nci madde yönünden mahkeme üç hususu düşünmekte ve değerlendirmektedir.

Bunlardan ilk ikisi Mahkeme kararı ile ilgilidir. Ancak üçüncüsü şu şekildedir: Mahkeme otoritelerin karşı karşıya kaldıkları dilemmayı (ikilemi) hesaba katmalı, göz önünde bulundurmalıdır. Bir yandan Cebelitarık halkının hayatını korumak diğer yandan öldürücü kuvvetle başvurulmasını asgariye indirmek       (otoritelerin karşı karşıya kaldıkları dilemma). Mahkeme keza otoritelerin evvelce bombalı taarruzlardan mahkûm edilmiş İRA mensuplarından olduklarını ve bunların bombalama işlerinde ünlü uzman kişilerden bulunduklarını da göz önünde bulundurmalıdır. Mahkeme çok dikkatli olarak sadece kullanılan gücün hayatın himayesi ile orantılı olup olmadığını araştırmakla yetinmemeli ve fakat aynı zamanda operasyonun, olabildiğince öldürücü güce başvurulmasını en az dereceye indirecek surette hazırlanıp, kontrol edilip edilmediğini de araştırmalıdır.

Mahkeme askerlerin, bombanın patlatılmasını önlemek üzere ve önemli miktarda hayatı kurtarmak amacı ile şüphelilere ateş edilmesi gerektiğini hüsnüniyetle düşünmüş olduklarını kabul etmektedir. 2nci maddede tanımlanan zora başvurmanın, makul nedenlere dayalı olan hallerde düşünülmüş, mülahaza edilmiş yani temelli bir kanaate dayandığı durumlarda sonradan bir kanaatin yanlışlığı anlaşılsa bile meşru sayılmasını kabul etmektedir. Otoritelerin karşı karşıya bulundukları dilemma göz önünde bulundurulduğunda, askerlerin fiilleri, kendiliğinden, bu hükmü bertaraf etmeyi gerektirmez.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

  1. Öncelikle kolluğun silah kullanma yetkisi ile ilgili düzenlemelerin son derece düzensiz olduğunu, en geniş ve en kapsamlı yetkinin TSK İç Hizmet Kanunu’nda olduğunu belirtmek gerekmektedir.

PVSK’da yer alan silah kullanma ile ilgili yetkilerinin yer aldığı 17. maddesinin 2007 yılında yapılan değişiklikle silah kullanma yetkisinin genişletildiğini belirtmek gerekmektedir. Yürürlükteki hali ile hakkında basit bir suçtan da yakalama olan kişinin ağır yaralanmasına bile sebebiyet verecek niteliktedir.

Diğer kanunlardaki hükümlerin birbirinin tekrarı olduğu, genellikle PVSK’ya atıf yaptığı anlaşılmaktadır.

Bu sebeple öncelikle PVSK’nın silah kullanma ile ilgili hükmün bulunduğu 17. maddesinin yeniden ele alınması, kolluğun silah kullanma yetkisi ve bilhassa sınırının keskin çizgilerle belirlenmesi gerekmektedir.

Bunun yanında toplumun ve ülke genelindeki vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlayan polisin elindeki en büyük yetkinin alınmamasına yani silah kullanma yetkisinin kullanılmaması sonucunu doğuracak bir düzenleme de yapılmamalıdır.

Özetle vatandaşların can ve mal güvenliği sağlanmaya çalışılırken, yaşam hakkının da alelade bir şekilde sonuçlanmasının önüne geçilmelidir. Yukarıda belirttiğimiz Birleşik Kralllık & Mc Cann isimli AİHM kararında otoritelerin yani kolluk görevlilerinin ikilem(dilemma) altında kaldıkları, buna göre hareket ederken insanların yaşamlarına son verdiklerini belirtmektedir.

  1. Yargıtay’ımız tarafından verilen kararlan incelendiğinde silah kullanan ve ölümle sonuçlanan olaylarda genellikle kasten öldürme suçundan yargılama yapılmaktadır.

Bilindiği gibi hangi halde kasten öldürme suçunun oluştuğu, hangi halde yaralama kastı ile ateş edildiği, hangi halde meşru müdafaa halinin mevcut olduğu, hangi halde yasal savunma sınırının aşıldığı hususu Yargıtay tarafından değerlendirilmektedir.

Yargıtay ise bir kararında suçun kasten öldürme olduğunu belirtirken diğer bir kararında ise fiilin yasal savunma sınırları arasında kaldığını beyan etmektedir. Bazı dosyalarda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Tebliğnamesi olayı yasal savunma sınırında kaldığı şeklinde bir değerlendirmede bulunurken aynı olayla ilgili özel daire, fiilin kasten öldürme olduğunu belirtmektedir. Bu durum gerek yargılanan kişi ya da kişileri ve yakınlarını, aynı zamanda hukukçuları haklı olarak endişelendirmektedir. Çünkü yasal savunma ile ceza tertibine yer olmadığına şeklinde karar verilirken, yasal savunma sınırının aşıldığını savunanlara göre sanığa 10 yıl hapis cezası verilmektedir. Bizce bu durum hatalıdır. Çünkü Yargıtay, kıstas olarak sanığın öldürücü nahiyelere ateş edip etmediğini, arada husumetin olup olmadığını, atış sayısı gibi gerekçelere göre karar vermektedir.

Ancak Yargıtay, sadece bu kıstasları değil, inceleme konumuz yönünden olayın özelliğine göre aşağıdaki hususları da dikkate alması gerekmektedir.

Verilen kararlarda kolluğun öldürücü bölgeye atış yapabileceği, bu sebeple yasal savunma sınırının aşıldığı belirtilmiştir. Hâlbuki herhangi bir kolluk, bilhassa TSK bünyesindeki jandarma erleri usta bir atıcı değildirler. Bir polisin bir yılda atış talimatı ile toplam attığı mermi sayısının 50 civarında iken, bir jandarmanın attığı mermi sayısı 10’u dahi bulmadığı ifade edilmektedir.

Prof. Dr. Feridun Yenisey, Mukayeseli Hukuk ve AİHM kararları ışığında Kolluğun Zor ve Silah Kullanma Yetkileri[12] başlıklı makalesinde iki ABD mahkemesinin kararına atıf yapmıştır. Bu kararlardan ilkinde tıpkı Yargıtay’ımızın verdiği kararlara ilişkindir. Bu karar “Polisin belli bir işlem yaparken güttüğü ve taşıdığı esas amaca bakılmaz, her olay kendi dış şartları içinde değerlendirilir” demektedir. Diğer bir kararda ise “Polisin ani karar vermek zorunda olduğunun hesaba katılması gerektiği” belirtilmiştir.

Güvenliği sağlamak zorunda olan bir kişinin içinde bulunduğu psikoloji vb. gibi birçok kıstas dikkate alınmalıdır.

Üstelik güvenlik kuvvetlerinin, gerek teröristlerin gerekse suçluların hedefi haline geldiği dikkate alındığında, kolluk kuvvetlerinin her zaman hayati tehlikelerinin bulunduğu da bilinmelidir.

Dolayısıyla bir kolluk kuvvetinin önüne gelen herhangi bir olayda soğukkanlı olması, her zaman ve her atışta hayati bölgenin dışında bir yere ateş etmesini beklemek mümkün görünmemektedir. Bunun için kolluk kuvvetlerine gerekli eğitimlerin verilmesi zorunludur.

Yargıtay yaşam hakkı gibi bir insanın en temel hakkını sonlandıran bu hükümlerin kesin olarak dikkate alınıp alınmadığını değerlendirmektedir.

Bir ülkenin, toprakları üzerinde yaşayan insanların yaşam hakkının güvence altında olması ve bu hakka hangi hallerde müdahalede bulunulacağının kesin olarak belirlenmesi gerekecektir.

  1. Bunun yanında, başta Türk Silahlı Kuvvetli ve Emniyet Teşkilatı olmak üzere mevzuatımızda silah kullanma yetkisi verilen kolluk kuvvetlerine her yıl silah kullanma ile ilgili eğitim verilmesi, onlara daha fazla ve yeteri kadar atış yaptırılması, karşılaşabilecekleri tehlikeli hallere karşı nasıl hareket edeceklerinin anlatılması ölüm olaylarını en aza indirecektir.

Bunun yanında kolluk kuvvetinin karşısına gelen her kişiye “suçlu ya da şüpheli” önyargısını ortadan kaldırmalı, suçlu ya da şüpheli de olsa onunla ilgili gerekli inceleme, araştırmayı titizlikle yapmalı, ondan sonra silah kullanmalıdır. Aksi halde insan yaşamının sona ermesi anlamına gelir ki bunu telafi etmek mümkün değildir. Ölüm cezasının kaldırılmasının sebebi de telafi etme imkanı bulunmamasıdır. Kolluğun silah kullanma yetkisinin sınırları tam olarak belirlenmediği takdirde ölüm cezasından farkı kalmamaktadır.

Aynı zamanda polise sosyoloji, psikoloji başta olmak üzere bir çok alanda eğitimler verilmeli, silah kullanma yetkisi verilen kişi, bu yönlerden de eğitilmelidir.

  1. Nihayet belirtmek isteriz ki, silah kullanma son çare olmalı, silah kullanmada zaruret bulunmalıdır. Silah kullanan kolluğun yasada çizilen hududu aşmaması gerekmektedir. Ancak kolluk kuvveti gerek kendi hayatı gerekse müdafaa ettiği vatandaşın can ve mal güvenliğini de kendisine verilen silahı kullanarak bertaraf etmelidir. Yasal savunma halinde görev ihmali ya da hatası sebebiyle insanların ölümüne sebebiyet verilmemelidir. Verildiği takdirde ihmali ya da kastı olanların yargılanması ve cezalandırılması zorunludur. Çünkü AİHM kararında belirtildiği üzere hayat hakkının korunması mecburiyeti, kolluk kuvvetlerinin kullandıkları silahın ölüme neden olması sebebiyle, etkin bir araştırmanın yapılıp sürdürülmesini gerektirmektedir.
  2. Meydana gelen üzücü olay ise, yukarıda yer verilen Yargıtay kararlarındaki olaylara benzerlik gösteren yanlar bulunmaktadır. Yapılan açıklamada, PKK’lı zannedilen sivil gurubun Dağlıca, Aktütün, Hantepe, Gediktepe’de olduğu gibi bir saldırı gerçekleştireceği düşüncesi ile ateş altına aldığını ifade etmektedir.

Netice itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sivil vatandaşları PKK’lı gurup zannederek ölümlerine sebebiyet vermiştir. Burada öncelikle dikkat edilmesi gereken husus, bu kişileri ateş altına alma yetkisini kimin verdiği noktasında toplanmaktadır. Aynı zamanda yine TSK’nın açıklaması dikkate alınarak İnsansız Hava Aracı görüntülerinin yeterince irdelenip irdelenmediği irdelenmelidir. İrdelenmişse bu kişilerin PKK’lı olduğu sonucuna nasıl varıldığı, yine bu kişilerin sivil kişiler olma ihtimalinin değerlendirilip değerlendirilmediği sorgulanmalıdır. Bundan sonra kastı ya da kusuru olan kişiler hakkında adli ve idari soruşturma açılmalıdır. Nitekim olayın hemen akabinde adli ve idari bir soruşturma açılmıştır.

Yukarıdaki kararlarda da görüleceği üzere kolluk kuvveti, İHA tarafından alınan görüntüleri yeterince tetkik etmeden karar verdi ise, o takdirde görevin tam anlamıyla yapılmadığı sonucuna ulaşılabilir. Bu görüntülerin kim tarafından incelendiği ve sonuca nasıl ulaştığı sorgulanmalıdır. Ancak bu görüntüleri inceleyen kişinin bu gurubun PKK’lı olduğu izlenimini uyandıracak ciddi emareleri tespiti ile aynı konuda istihbaratın mevcudiyeti, yapılacak bir şeyin olmadığını ortaya koymaktadır. Aynı zamanda olayın meydana geldiği yerin bir yerleşim birimi olmadığı, PKK’lı gurupların daha önce Dağlıca, Aktütün, Hantepe ve Gediktepe’de olduğu gibi bir saldırı hazırlığında olduğu hususu dikkate alınmış olabilir.

Müteveffaların ailelerine yapılan nakdi yardımın yanında adli ve idari soruşturmanın sonucu beklenmelidir. Olaydan sonra gazete ve televizyonlardaki bilgi kirliliği ise olayı daha da üzücü hale getirmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK’ya karşı amansız ve takdir edilecek bir mücadele vermektedir. Bunun için bu olayda, varsa, kastı ya da kusuru olan kimselerin yargı önüne çıkması toplum nezdinde TSK’ya olan güveni daha da artıracaktır.

* İstanbul Barosu Avukatı, Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu Üyesi.

[1] Bedeni kuvvet ve Maddi güçten ne anlaşılması gerektiği, PVSK’nın 16/3 maddesinde açıklanmıştır. Buna göre bedenî kuvvet denildiğinde polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî kuvveti; maddi güç denildiğinde ise polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçları anlaşılacaktır.

[2] Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.12.1987 tarih ve 1/536 E. ve 707 K. Sayılı kararı.

[3] 765 sayılı TCK Madde 448:Her kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24 seneden 30 seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.

[4] 765 sayılı TCK Madde 50. Maddesi şu şekildedir: 49 uncu maddede yazılı fillerden birini icra ederken kanunun veya salahiyettar makamın veya zaruretin tayin ettiği hududu tecavüz edenler cürüm ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını müstelzim ise sekiz seneden aşağı olmamak üzere hapis ve müebbed ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde altı seneden on beş seneye kadar hapis cezasile cezalandırılır. Sair hallerde asıl suça müretteb ceza altıda birinden eksik ve yarısından ziyade olmamak üzere indirilir ve ağır hapis hapse tahvil olunur ve amme hizmetlerinden müebbed memnuiyet cezası yerine muvakkat memnuiyet cezası verilir.

[5] 765 sayılı TCK’nın 452. Maddesi şu şekildedir: Katil kastiyle olmıyan darp ve cerh veya bir müessir fiilden telefi nefis husule gelmiş olursa fail, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde sekiz, 449 uncu maddede yazılı ahvalde on ve 450 nci maddede muharrer ahvalde on beş seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapse mahkum olur. Eğer telefi nefis failin fiilinden evvel mevcut olup da failce bilinmiyen ahvalin birleşmesi veyahut failin idaresinden hariç ve gayrimelhuz esbabın inzimamı ile vukua gelirse, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde beş seneden, 449 uncu maddede muharrer ahvalde yedi seneden ve 450 nci maddede yazılı ahvalde fail on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.

[6] Kolluğun Silah Kullanma Yetkisi, Türk Ceza Hukuku Derneği Yayınları 6, İstanbul 2005. Beta Yayınları, Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Kolluğun Silah Kullanma Yetkisinin Yasal Dayanakları adlı makale. (Karar aynen alınıp makaleye konulmuştur)

[7] Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanı Osman Şirin, Silah Kullanan Kolluk Görevlileri Hakkında verilen Yargıtay Kararları adlı makaleden(Karar aynen alınıp makaleye konulmuştur). Kolluğun Silah Kullanma Yetkisi, Türk Ceza Hukuku Derneği Yayınları 6, İstanbul 2005. Beta Yayınları,

[8] 765 sayılı TCK’nın 463. maddesi şu şekildedir: 448, 449, 450, 456, 457 nci maddelerde beyan olunan fiilleri iki veya daha çok kimse birlikte yapmış olup da failin kim olduğu belli olmazsa bunlardan her birisi hakkında, fiil için tayin edilmiş olan ceza üçte birden yarıya kadar indirilerek hükmolunur. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını gerektiren fiillerde yirmi seneden, müebbet ağır hapis cezasını gerektiren fiillerde onaltı seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası tayin olunur. Şu kadarki, bu hüküm fiili doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlar hakkında uygulanmaz.

[9] Kolluğun Silah Kullanma Yetkisi, Türk Ceza Hukuku Derneği Yayınları 6, İstanbul 2005. Beta Yayınları, Osman Şirin, Kolluğun Silah Kullanma Yetkisinin Yasal Dayanakları adlı makale. (Kararlar aynen alınıp makaleye konulmuştur)

[10] Kolluğun Silah Kullanma Yetkisi, Türk Ceza Hukuku Derneği Yayınları 6, İstanbul 2005. Beta Yayınları

[11] Kolluğun Silah Kullanma Yetkisi, Türk Ceza Hukuku Derneği Yayınları 6, İstanbul 2005. Beta Yayınları, (Karar aynen alınıp makaleye konulmuştur)

[12] Kolluğun Silah Kullanma Yetkisi, Türk Ceza Hukuku Derneği Yayınları 6, İstanbul 2005. Beta Yayınları,

About editör

    You May Also Like

    WhatsApp'tan ulaşın!
    Yardıma mı ihtiyacınız var?
    Merhaba,
    Nasıl yardımcı olabiliriz?